IMF politikaları mı üreten Türkiye mi?

Türkiye bir ay sonra tarihi bir seçim için sandık başına gidiyor. Seçmenin tercihini etkileyecek en önemli kriterlerden biri ekonomi olacak. AK Parti hükümetleri 20 yılda Türkiye ekonomisini 4,5 kat büyüttü. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki kadrolar, 14 Mayıs seçimlerinden sonra “Türkiye Yüzyılı”nı inşa etme yolunda yeni ve güçlü hedeflerle seçmenin karşısına çıktı. 905 milyar dolarlık ekonomiyi 1,5 trilyon dolara, 10 bin 650 dolarlık kişi başı geliri 16 bin dolara çıkarmayı hedefleyen hükümet, toplumsal refah artışını üretim ekonomisiyle sürdürmeyi hedefliyor.

Geleceğin senin elinde

Yeni dönem politikalarının en önemli ayrışma noktası da faiz politikaları olacak. Türkiye’deki muhalefet faizleri yükseltmeyi ve bu yolla yurt dışından sıcak para çekmeyi vadediyor. IMF’nin kemer sıkma politikalarına dönmek Türkiye’yi 1990’lı yıllara geri götürmektir. 14 Mayıs’ta Türkiye ya yüksek faizi, şirket iflaslarını, işten çıkarmaları ve IMF politikalarını tercih edecek. Ya da düşük faizin sağladığı avantajlar sayesinde yatırımı, üretimi, istihdamı, ihracatı artırarak büyümeyi tercih edecek.

Türkiye böyle başardı

IMF ve Batılı merkez bankalarının öncelediği kemer sıkma politikalarının aksine üretimi, yatırımı, istihdamı ve ihracatı öne çıkaran modelle büyümeyi tercih eden Türkiye, düşük faiz tercihiyle dünya ekonomilerinin hızla içine sürüklendiği sıkıntılı süreci başarıyla atlattı. Covid-19 salgınıyla başlayan, Rusya-Ukrayna Savaşı, küresel gıda ve enerji krizleri ve bunlara bağlı fiyat artışlarıyla devam eden ekonomik riskler ülkeler için adeta zorlu bir sınava dönüştü. Enflasyonla mücadelede merkez bankalarının faiz silahına sarılması ise global boyutta bir ekonomik durgunluğa dönüştü.

Yeni ekonomi modeliyle Türkiye bir adım önde

Tüm dünya bu olumsuzluklarla boğuşurken, Türkiye’de ise üretimi destekleyecek yatırımlara öncelik verildi. Paradan para kazanmayı esas alan faiz politikaların yerine hem istihdam oluşturacak hem de ihracat gelirlerini tırmandıracak olan adımlar atıldı. Aralık 2021’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı Türkiye Ekonomi Modeli çerçevesinde uygulanan büyüme stratejisi ile Türkiye, adım öne çıktı. Üretim, yatırım, istihdam ve ihracatı önceleyen yeni model sayesinde Türkiye ekonomisi 2021’de yüzde 11,4 ile son 50 yılın en hızlı büyümesine imza attı. Geçtiğimiz yıl ise Türkiye ekonomisi yüzde 5,6 büyüdü.

Kur Korumalı’ya giriş 53 haftanın zirvesinde

Salgının etkilerinin azalmaya başladığı ve ekonomik toparlanmanın sürdüğü 2021 yılı sonunda spekülatif kur ataklarıyla karşılaşan Türkiye, Kur Korumalı Mevduat ve Katılma hesabı (KKM) uygulamasıyla karşılık verdi. Türkiye ekonomi modeli kapsamında hayata geçirilen KKM sistemi dövize talebi azalttı, TL’nin değerinin korudu ve döviz manipülasyonlarını bitirdi. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre, 7 Nisan 2023 itibarıyla Kur Korumalı mevduatların toplamı 1 trilyon 776 milyar liraya ulaştı.

Döviz mevduatında 45 milyar dolar çözüldü

Liralaşma stratejisi yoluyla dolarizasyon önlendi. TL mevduatlar uzun bir aradan sonra yeniden döviz hesaplarının üzerine çıktı. Bankalardaki TL cinsi mevduat 5 trilyon 951 milyar lira, yabancı para (YP) cinsinden mevduat ise 4 trilyon 112 milyar lira oldu. Toplam YP mevduatı, 216,5 milyar dolar düzeyinde bulunuyor. Geçen yıl yüzde 65’e yaklaşan döviz hesaplarının toplam bankacılık mevduatı içerisindeki payı yüzde 41’e geriledi. Döviz mevduatları 24 Aralık 2021 tarihinde 261 milyar 224 milyon dolarla zirve yaptığı seviyeden 44,7 milyar dolar geriledi.

İhracatta cumhuriyet tarihinin rekoru

Sadece para piyasalarında değil, yeni ekonomi modelinin en önemli sac ayaklarından olan ihracatta da başarılı bir performansa imza attı Türkiye. Öyle ki 2021’de 225 milyar 368 milyon dolar olan ihracat, 2022’de yüzde 12,9 artışla 254,2 milyar dolara çıktı. Böylece Cumhuriyet tarihinin rekoru kırıldı. Türkiye, 2022 sonu için belirlenen 250 milyar dolarlık ihracat hedefini rahatlıkla aştı.

Ticari krediler 6.7 trilyon liraya ulaştı

Yatırım, istihdam, üretim, ihracat ve cari fazla hedefini odağına alan Türkiye ekonomi modeli kredilerde de olumlu hava estirdi. Kamu bankaları üzerinden sanayicilere düşük faizli kredi verildi. 2021’de 3,6 trilyon lira olan ticari kredilerin toplamı 2022’de 5,9 trilyon liraya ve Nisan 2023 itibarıyla 6,7 trilyon liraya çıktı. Ticari kredilerin toplam krediler içindeki payı yüzde 80 düzeyinde gerçekleşti. Ticari krediler içinde imalat sanayi yüzde 30 ile en yüksek paya sahip oldu. Özellikle KOBİ’lerin yatırım için aldığı kredilerde patlama yaşandı. 2021’de KOBİ kredi hacmi 1 trilyon lira bandını aştı. Geçtiğimiz yıl, kredi hacmi 2 trilyon 20 milyar lirayı bulan KOBİ kredileri hacmi 2,3 trilyon liraya ulaştı.

Yatırımın bütçedeki payı yüzde 11 ile faizi geçti

Türkiye ekonomi modeli etkisini en fazla faiz enstrümanı üzerinde hissettirdi. Merkez Bankası’nın son olarak şubatta politika faizini %8,5’e indirildi. Siyasi istikrar, güçlü görünüm ve makroekonomik iyileşmeyle bütçe üzerindeki faiz yükü de kademeli olarak azaldı. İzlenen üretimle büyüme politikası sayesinde yıldan yıla yatırımların bütçeden aldığı pay arttı. 2001 yılında faizin bütçedeki payı %51 ile tarihin en yüksek seviyesindeyken, AK Parti iktidarıyla birlikte bu oran gerilemeye başladı. 2022’de yatırımın bütçedeki payı %11,1 ile faizi geçti.

Son üç yılda 6.4 milyon kişi ek istihdam

Alınan kararlar istihdam cephesinde de olumlu gelişmeleri beraberinde getirdi. 2021 yılında yüzde 12 olan işsizlik oranı 2022’de yüzde 10,4’e geriledi. Küresel salgınının ardından 6,4 milyon insan istihdama katıldı. Asrın felaketi olarak tanımlanan Kahramanmaraş merkezli depremler öncesi dönem olan ocak ayı verileri Türkiye ekonomisinin 2023’e güçlü başladığını gösterdi. İstihdamda 31.8 milyon ile rekor kırılırken, işsizlik oranı yüzde 9,7 ile 9 yılın dibini gördü. Şubat 2023 itibarıyla işsizlik oranı yüzde 10 olarak gerçekleşti.

Borsa İstanbul’da güçlü yükseliş

Borsa İstanbul getiri arayışının öne çıktığı 2022’de Türkiye ekonomisinin geleceğine güvenin de bir işareti olarak, rekor üstüne rekor kırdı. BIST 100 endeksi 2022’de yüzde 196,57 getiriyle 5.509,16 puana yükselerek, dünya genelinde önemli pay piyasaları arasında açık ara en iyi performansı sergiledi. Söz konusu yükseliş 1999’dan bu yana en güçlü artış olarak kayıtlara geçti. BIST 100 endeksi, 1997’den bu yana ilk defa 4 yıl üst üste yatırımcısının yüzünü güldürdü. Dolar bazında da getiri yüzde 112,4 olarak gerçekleşti.

Batı’nın yüksek faiz politikası iflas ettiriyor

Batı finans sisteminde aşırı ısınmış ekonomiyi soğutmanın yolu yüksek faizlerden geçiyor. IMF politikalarıyla da özdeşleşen kemer sıkmaların faturası geniş halk kitleleri ödüyor. Uzunca bir geçmişe dayanan bu tezin son olarak hayat bulduğu kriz 2008’de yaşandı. “Enflasyonu düşürmenin tek yolu faiz artırmaktır” yaklaşım, her krizde büyük çöküşlere sebebiyet verdiği halde kutsanmaya devam ediliyor. Yüksek faizlerin neden olduğu krizin etkisiyle Batı’da ya yeni işe alımlara ara veriliyor ya da işten çıkarmalar yapılıyor. Teknoloji şirketlerinin işten çıkardıklarının sayısı 500 bin kişiye dayandı. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) raporuna göre; küresel işsizliğin 2023 yılında yaklaşık 3 milyon artarak 208 milyona ulaşması bekleniyor.

Para politikasının azalan destekleyici duruşu ve artan resesyon riskleri finans sistemi üzerinde de baskıya neden oluyor. Yakın zamanda Fed’in agresif faiz politikasının tahvil piyasasında oluşturduğu yüke dayanamayan Silikon Vadisi Bankası (SVB), Silvergate Capital ve Signature Bank peş peşe battı. İsviçreli Credit Suisse batmaktan son anda kurtarıldı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir