“`html
Boğaziçi Üniversitesi’nde Kayyum Sonrası İdari Personelin Yaşadığı Güçlükler
Boğaziçi Üniversitesi’nde kayyum yönetimi sonrası, idari çalışanların maruz kaldığı sorunlar kamuoyunda yeterince bilinmiyor. Bu yüzden, yaşanan olayların aktarılması ve tarihe kaydedilmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Hızla Gerçekleşen Kadrolaşma
Kayyum döneminin en belirgin uygulamalarından biri, kadrolaşma konusu oldu. Elbette, kadrolaşma Türkiye’nin gündeminde pek yabancı bir durum değil; fakat Boğaziçi Üniversitesi’nde bu süreç, beklenenden daha hızlı ve yıkıcı bir şekilde ilerledi. Örneğin, kayyum göreve başladığında üniversitede 800 idari personel bulunuyordu. Yönetim değiştiği an 400 sözleşmeli personel alımı yapıldı. Bu da gösteriyor ki, her üç idari çalışandan biri kayyum sonrası işe alındı. Dikkat çeken bir diğer rakamsal durum ise, üniversitede görev yapan yöneticilerin %90’ının kayyum dönemi içinde atanmış olmasıdır. Üst kademe yöneticilerin büyük çoğunluğu görevden alındı ya da emekliliğe zorlandı; yerlerine genellikle dışarıdan atamalar yapıldı. Bu hızlı değişiklik, idari personelin kurumsal hafızasını zayıflatıp kurumsal kültürü tehdit eder hale geldi.
Sözleşmeli Personel Sayısındaki Dikkat Çekici Artış
Ayrıca, sözleşmeli personel sayısı, 8 kişiden 287 kişiye çıkarak 35 katına ulaştı. Bu büyük artış, üniversitenin kısa sürede sözleşmeli bir yapıya yönelmekte olduğunu gösteriyor. Böyle bir sistem, hem sendikal örgütlenmeyi hem de çalışanların iş güvenliğini tehdit etmekte; kurumsal bellek ve deneyimden uzak, daha kırılgan ve değiştirilmesi kolay kadrolara dönüşümü hızlandırmaktadır. Özellikle Sözleşmeli Bilişim Personeli gibi yüksek maaşlı pozisyonlardaki yoğun alımlar, kurum içindeki ücret adaletine zarar verdi ve gelir uçurumunu derinleştirdi.
İdari Yapının Değişimi
Genel olarak, 2021 sonrasında Boğaziçi Üniversitesi’nin idari yapısında ciddi değişimler yaşandı. Tüm bu gelişmelerin sonucunda iş gücü dağılımı, rasyonel bir yapıdan uzaklaşarak, sağlıksız ve etkin olmayan bir modele dönüştü.
Hülle Yöntemi ve Atama Süreçleri
Kayyum sonrası yaygınlaşan bir uygulama da ‘hülle yöntemi’ oldu. Bu yöntem, görevde yükselme sınavı yapılmadan, çeşitli yasal boşluklar aracılığıyla şube müdürlüğü atamaları gerçekleştirilmesidir. Kayyum öncesinde de sınavsız müdür atamaları mevcuttu ve o dönemde Eğitim-Sen olarak itiraz ediyorduk. Ancak, o zamanlar bu tür atamalar 2-3 gibi sayılarda kalırken, günümüzde bu şekilde yapılan şube müdürü atamaları 30’u geçti. Üstelik, işle ilgili öğrencisi olmayan ve işlevsiz durumdaki İletişim Fakültesi Sekreterliği bu atamalarda “asansör kadro” olarak kullanılmıştır.
Mobbing ve Sürgünler
Yetişmiş yöneticilerin çoğu emekliliğe zorlandı ve bu tür baskılara direnenlerin başına gelenler, mobbingin boyutunu gözler önüne serdi. Örneğin, bir yönetici, daha önce gerçekleştirdiği tüm işlemlerinin sorgulanmasıyla tehdit edildi ve kadrosu düşürüldü. Yıllarca süren emek, bir yazıyla ortadan kaldırıldı. Bu haksız uygulama yargı yoluyla durdurulmaya çalışıldı; ancak, yargının kararına rağmen kadrosu tekrar düşürüldü. Sonuç olarak, bu tür baskılar, bireyleri yönetimden ayrılmaya zorlamak için geliştirildi.
Yer Değiştirme ve Sürgünler
Yer değiştirme adı altında sürgünler gerçekleştirildi. Kandilli kampüsünde çalışan bazı personel, Kilyos kampüsüne, oradan da Güney Kampüs’e gönderildi; bu da İstanbul’da yaşayanlar için şehir değiştirmek gibi oldu. Çalışanlar, yeni ev tutmak ve eşleriyle işlerini değiştirmek zorunda kaldılar. Özellikle yeni doğum yapmış bir personel, Sivas’a sürgün edildi ve burada günlük fotoğraf raporu göndermesi istendi. Yönetimin “makbul çalışan” kriterlerine uymayanlar, bu tür sürgünlerle cezalandırıldı.
Sendikal Mücadele ve Yeni Zorluklar
Boğaziçi Üniversitesi’nde yetkili sendika olan Eğitim-Sen, tüm bu baskılardan nasibini aldı. Yönetim ve yandaş sendika, çalışanları baskıyla kendi sendikalarına üye yapmaya çalıştı. Buna rağmen, ilk yıl büyük bir dayanışma ile üye sayımızı iki katına çıkardık ve yetkiyi kaybetmedik. Ancak, sendika ofisimizin kapatılması ve yeni, daha uzak bir yer gösterilmesi gibi uygulamalarla katılımcılığımız azaltıldı.
Sonuç olarak, yaşanan baskılar, sürgünler ve liyakatsiz atamalar, idari personelin üzerinde büyük bir psikolojik baskı oluşturmuştur. Birçok yetenekli çalışma arkadaşımız, olumsuz çalışma koşulları yüzünden kurum değiştirmek zorunda kaldı, emekli oldular ya da istifa ettiler.
Bugünkü yazımızda, Boğaziçi Üniversitesi’nde kurulan baskı sisteminin çarpıcı noktalarını özetlemeye çalıştık. Yaşananların yalnızca bir kısmını ortaya koymuş olsak da, hukuktan kendini üstün gören bir yönetimin uygulamaları açık bir şekilde göz önüne serilmektedir. Üniversitemizin tüm bileşenleri, öğrencileri, hocaları ve çalışanları ile birlikte, özgür, bilimsel ve demokratik bir eğitim ortamı için direniş etmeye devam etmektedir.
(FD/Mİ)
“`