Barış Soydan Yazdı…’Fintekte Sorunlar Merkez Bankası’na Devirle Başladı, Acil Müdahale Zamanı’ – Paraanaliz

“`html

Barış Soydan

Barış Soydan Yazdı… ‘Fintek Sorunları Merkez Bankası’na Devirle Başladı, Acil Müdahale Zamanı’

2025 yılı, elektronik para ve ödeme hizmetleri camiası için kaotik bir dönemi geride bıraktı. Yıl boyunca yürütülen savcılık soruşturmaları, lisans iptalleri ve operasyonel duraksamalar sürekli gündemdeydi. Ayrıca bu süreç, finansal sistemin bu segmentinde giderek derinleşen bir şeffaflık ve güven bunalımını da beraberinde getirdi. Söylentiler ve spekülasyonlar, konunun ciddiyetini artırıyor. Artık bir kırılma noktasına gelindiği açık bir şekilde görülüyor. Bir tarafta, genç ve dinamik nüfus, gelişmiş dijital altyapı ve bölgesel ‘fintek merkezi’ olma potansiyeli taşıyan büyük bir elektronik ticaret hacmi var.

Diğer tarafta, artan suç ve bahis gelirleri, kara para aklama ve şüpheli transferler gibi riskler fitili ateşliyor. Eğer bugün fintek sektörü, yalnızca parlak başarı öyküleriyle değil, aynı zamanda bu tür tehditlerle anılıyorsa, bunun arkasında yalnızca ‘birkaç kötü örnek’ yok, derin yapısal ve sistemsel problemler yatıyor.

  • 19 Ocak 2026

Barış Soydan Yazdı… ‘Fintek Sorunları Merkez Bankası’na Devirle Başladı, Acil Müdahale Zamanı’

2025 yılı, elektronik para ve ödeme kuruluşları açısından pek çok sıkıntıyla dolu bir yıl oldu. Yıldızlı operasyonlar, lisans iptalleri ve sınırlandırıcı idari kararlar sürekli gündemdeydi. Bu dönem, aynı zamanda finansal sistemdeki güven ve şeffaflık sorunlarının da derinleştiği bir zaman dilimi olarak kaydedildi. Şüphesiz, sektördeki sorunlar yalnızca birkaç kötü örnekten kaynaklanmıyor, daha derin ve karmaşık yapısal sorunlar mevcut.

ASLINDA İYİ BAŞLAMIŞTI

Türkiye’nin fintek öyküsü başlangıçta umut vericiydi. 2013 yılında çıkartılan 6493 sayılı yasa, ödeme hizmetleri ve elektronik para kuruluşları için hukuki bir çerçeve oluşturmuştu. O dönemde elektronik para, dijital cüzdan ve ödeme geçidi gibi kavramlar henüz toplumda yer edinmemişken, bu alanların yasal düzenlemelerle tanımlanması oldukça önemliydi. Söz konusu düzenleme ile piyasa tanımlandı ve lisanslı oyuncuların varlığı teşvik edildi.

Yasanın temel unsurlarından biri, çatışmaların önüne geçmekti. Ödeme sistemleri, doğal olarak Merkez Bankası tarafından denetlenirken; elektronik para ve ödeme kuruluşlarının denetimi ise BDDK’nın yetkisi altındaydı. Bu ayrım, işleyişte bir düzen sağlamakta başarılı oldu. Ancak, 2019 yılında yasada yapılan köklü değişiklikle bu sorumluluk Merkez Bankası’na devredildi. Bu değişim, yalnızca teknik bir çerçevenin yeniden yapılandırılması değil, aynı zamanda denetim yapısında da önemli sorunlar doğurdu.

MERKEZ BANKASI HAZIR DEĞİLDİ

Ödeme alt yapısını yönetmek ile fintek operasyonlarını denetlemek, oldukça farklı amaçlara hizmet ediyordu. BDDK, bankacılık denetimi konusunda deneyim sahibiyken, Merkez Bankası’nın odak noktası para politikası ve makro finansal istikrar üzerindeydi. Bu iki yaklaşım arasındaki temel farklılık, özellikle hızlı büyüyen ve kötüye kullanım riski yüksek olan operasyonlarda büyük sıkıntılara yol açtı. Merkez Bankası’nın denetim ekipleri, bu sürece hazır olmadan hızlı kararlar almış oldu ve neticede büyük bir boşluk doğdu.

Önemli bir nokta ise, ödeme ve elektronik para şirketlerinin finansal sistemde daha köklü bir rol oynamasıydı. Buradaki her türlü yönetimsel eksiklik, büyük risklerin birikmesine sebep olabilirdi.

Fintech şirketleri yalnızca teknolojik hizmet sunmuyor, aynı zamanda müşteri ilişkilerini geliştiriyor, cüzdan açıyor, riskli işlemler üzerinde kontrol sağlıyor ve distribütörlük gibi iş modelleriyle çalışıyor. Dolayısıyla, bu alanın yalnızca makro seviyede değil, aynı zamanda bankacılık disiplinine uygun bir operasyonel denetim ile yönetilmesi şart. Mevcut yasal süreçlerde, operasyonel alanlarda karşımıza çıkan riskler oldukça belirgin hale geldi.

Kimlik doğrulama zafiyetleri, riskli müşteri profilleri ve sahte ticaret zincirleri gibi konular, BDDK’nın uzun yıllardır aşina olduğu problemler; ancak tüm sorumlulukların Merkez Bankası’na devredilmesi, mevcut durumu daha da karmaşık hale getirmiştir.

Ödeme sistemlerinin kontrolü için atılan kritik adımlardan bir diğeri ise Bankalararası Kart Merkezi (BKM) düzenlemeleriydi. Kasım 2019’da yapılan değişiklikle, Merkez Bankası’nın BKM’nin yönetimini ele alması sağlandı. Kamuoyuna “stratejik altyapıyı güçlendirme” şeklinde sunulan bu yaklaşım, sektörde algı farklılıklarına yol açtı. Denetleyici kurumun, denetlenen altyapının aynı zamanda işletmeci ve yöneticisi olması, önemli bir çelişki yarattı.

BKM İLE İLGİLİ İDDİALAR

Geçmişte BKM hakkında ortaya atılan iddialar, sektörde genel bir güven bunalımına neden oldu. Güven kaybı sadece belirli firmalarla sınırlı kalmamakta, tüm ekosistemi derinden etkileyebiliyor. Yapılan gözlemler, Merkez Bankası’nın kontrolüne geçişinin maliyetinin çok yüksek olduğunu açıkça gösteriyor.

Buradan çıkan sonuç, Türkiye’nin fintek ekosisteminin, küresel pazarlarda rekabet gücünü artıracakken, sahte ticaret ve kara para aklama gibi risklere maruz kalması oldu. Tüm bunlar, sektörün finansal doğasına darbe vurabilir ve bu alanın yalnızca birkaç uygulama olmaktan ziyade ticaretin temel damarlarından biri olduğunu unutmamak gerekiyor.

Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, fintekleri cezalandırmak ve yok etmek değil, bu değerli ekosistemi yeniden tasarlamaktır. Hızla hatalardan geri dönmek kaçınılmazdır. Elektronik para ve ödeme kuruluşları, BDDK düzenlemesine geri dönmeli, Merkez Bankası’nın rolü ise yalnızca ödeme sistemlerinin gözetimi ile sınırlı kalmalıdır. Böylece hem yetki çelişkileri sona erer, hem de denetim yaklaşımı doğru bir zemine oturur.

Uluslararası standartlara göre hızlı bir şekilde gözden geçirilmesi gereken bir diğer alan kara para ile mücadeledir. Finteklerin en iyi müktesebat ile donatılması ve uyumsuzlukların en baştan tespit edilmesi sağlanmalıdır.

Otoritelerin, firmaların gelişimine yönelik müdahale yöntemlerini mevzuat çerçevesine oturtması da son derece önemlidir. Türkiye’de bu noktada ciddi eksiklikler yaşandığı görülmektedir. Avrupa Merkez Bankası, denetim süreçlerinde öncelikle düzeltici ve koruyucu tedbirlere önem verilmesi gerektiğini düşünmektedir. Türkiye’de ise bu noktada hızlı bir şekilde sorunlar tespit edilip, düzeltme önlemleri alınmaması durumu söz konusudur.

Sonuç olarak, bugünkü krizin sadece bir teknoloji krizine dayandığını değil, çok daha derin yatan bir yönetim ve denetim krizine işaret ettiğini belirtmek gerekiyor. Eğer Türkiye, fintek hikayesini yeniden yazmak istiyorsa, lisanslama ve denetimi BDDK disiplinine oturtmalı, Merkez Bankası’nın rolünü sistem gözetimine çekmeli ve altyapı alanında karşılıklı çıkar çatışması algısını ortadan kaldırmalıdır. Doğru stratejiler ile fintek, Türkiye’nin bölgede rekabet gücünü artıracak temel bir unsur olabilir.

 

 

“`